Hüseyin Kaya
Dünya her zaman güneşli bir yaz sabahıyla karşılamaz insanı. Bazen
hikâyemizin kahramanı değil, izleyeni oluruz. Gündüzlerin gecelerden daha uzun
olduğu zamanlar vardır hepimizin ömründe. Rüyalar yorumsuz, hayaller uzak,
gerçekler ise anlamsızdır böyle zamanlarda. Yolun kıyısında oturur ve bir ses
bekleriz, bir fısıltı, küçük bir işaret belki… Yeniden yürümeye, yola düşmeye
bizi davet eden bir el yahut hâlimizi anlayacak bir bakış, yorgun başımızı
yaslayacak bir omuz ararız. Tüm yollarımız kapalıysa, elimiz kolumuz bağlıysa
hiç değilse bir kalbe ahımızın, sesimizin değdiğini bilmek isteriz.
Kimi zaman da dertsizlikten dert çıkarırız, dünya boğar her hâliyle ve
uzaklaşmak isteriz içinde bulunduğumuz her şeyden. Zamanı, mekânı geride
bırakmak ve sonsuzluğu solumak isteriz. Böyle zamanlarda gönül bahçesinin
kapılarını bize aralayan, dinginliğin sahilinde bizi misafir eden, biz
anlatmadan bizi anlayan ve ruha, kalbe şifa sunan birkaç insan ya vardır ya
yoktur etrafımızda. Hüseyin Akkaya, benim için böyle bir ağabey, dost ve
hocadır her şeyden evvel ve bitmez tesellilerin limanı, huzurun istasyonudur.
Yalnızlığa kanat çırpan
kuşların
Âşiyânı ben olurum her
akşam
Hüseyin Akkaya
Bazı insanlar vardır, yaşadıkları şehri güzelleştirir. Şehre anlam,
sokağa ruh, zamana kıymet katarlar. Bu insanlarla aynı şehirde, aynı çağda
hatta aynı dünyada yaşadığımızı düşünmek, hafifletir hayatın yükünü. Biliriz ki
kendimize bile söyleyemediğimiz şeyleri emanet edebileceğimiz bir insan var
yeryüzünde. Biliriz ki anlatmadan bizi anlayabilen bir kalple aynı dünyadayız,
aynı şehirdeyiz. Hüseyin Akkaya, bu şehri güzelleştiren ve şehre anlam katan
birkaç insandan biridir benim için.
Gönlüm kırık yüküm gam
dünya ağır yol uzun
Ne zaman seni duysam
kalbimde bir inşirah
Hüseyin
Akkaya
Her duruma münasip bir dizesi mutlaka vardır heybesinde. Sözün bittiği
yerde seçerek söyler dizelerini. Bazen kendinin olur okuduğu dizeler bazen
başka başka şairlerden okur. Bazen bir mesel aydınlığı ile aralar kapıları.
Sözleri; kanayan, acıyan yerlere sürmekte mahirdir. Hangi söz hangi yaraya
basılmalı, bilir. Kurduğu her cümle, söylediği her dize insanı,
kalbi onarmak içindir. Kelimelerle, şiirle derman sunan bir şifacıdır
yaralanmadan yaşamanın mümkün olmadığı bu dünyada.
Zamanın karanlığında bir ermiş edasıyla yanan sessiz ışıktır o. Hoca,
ağabey, dosttan öte bir sığınak, bir yol arkadaşı. Hem söylemeyi hem susmayı
öğreten bir derviş. O; kelimeleri bir perde gibi değil, bir pencere gibi
kullanır. Onun okuma tarzıyla kulağınıza işlenen bir şiir artık o sesle yerini
alır kalbinizde. Ne zaman o şiir aklınıza gelse, bir yerlerde rastlasanız
Hüseyin Akkaya’nın sesiyle birlikte gelir. Kendisine ait bir şiiri bir kez
dilinden dinlemişseniz artık o şiiri başka türlü okumanız, dinlemeniz mümkün
değildir.
Yıldız ışığında kayan
sözcükler
Bir yanar bir söner ne
yapsın şâir
Hüseyin Akkaya
Kendisiyle baş başa kaldığı nadir zamanlarda bir dizenin kanatlarında
kelimelerle sabahı karşıladığı olur kimseler bilmese de. Kaleminden kâğıda
dökülen her mısra, uzaklarda parıldayan bir hakikatin kapısı, yaşanmışlığın
mecazıdır. Sözün peşinden yürümek yormaz onu çünkü her kelime, bir yük değil
bir yoldaştır ona. İmgeleri çağırırken uykuyu yolcu eder pencerelerden bazı
geceler, imgeler onun ruhunun aynasıdır ve o bu aynalarda kendini değil,
kendindeki sonsuzluğu arar hep.
Ne desem eksik kalır
bittiği yerdir sözün
Her an yeni doğarsın
kalbimin aynasından
Hüseyin Akkaya
Biliyorum, tek dostu ben değilim Hüseyin Akkaya Hoca’mın. Onun dostluğu
büyük bir nehrin ayrı ayrı kolları gibi kıyısından geçtiği her toprağı yeşerten
türden. Her yaştan, her camiadan farklı coğrafyalarda dostları vardır onun
gönül haritasında. Her dostuna kalbinin, sevgisinin, merhametinin, bilgeliğinin
ayrı parçalarıyla ulaşır. Kimseyi birbirine benzetmeyen, her bir dostuna
kalbinin ayrı bir rengiyle dokunan bir gönül hâli onunki.
İnsanlarla aynı dilden değil, aynı gönülden konuşur. Kimi zaman
dünyadan bîhaber bir çocuk olur yanına sokulan kimi zaman hayatın karmaşasından
bunalan bir genç. Yaşlılar, yalnızlar, bîçareler, yoksullar, dertliler için bir
ziyaretgâhtır gönül bahçesi.
Yalnızca yakın çevresinin değil; yeryüzündeki bütün yalnızların,
mazlumların, düşkünlerin, yoksulların, hastaların derdini ve kederini hissedip
onlar için de hüzünlenen bir kalp taşır göğsünde ve onlar için elinden bir şey
gelmediği zaman dudaklarında titreyen dualarla, saklamaya çalıştığı
gözyaşlarıyla andığı yaralı kuşlar vardır şefkatinin gölgesinde soluklanan.
Şefkatten, merhametten bir bulut gibidir tanıyanların üzerinde. Kimin kendisine
ihtiyacı varsa ürkütmeyen bir incelikle onu hisseder ve süzülür üzerine. Bazen
bir sabahın ümitsizliğinde ses olur bazen bir öğlenin sıcağında su olur bazen
bir akşamın yalnızlığında yaslanılacak omuz olur. İyiliği; görünmezliğin içinde
taşır, bir sözle bir ömürlük dostluk kurmanın ustasıdır.
Sessiz şarkıların
nevâsıyız biz
Kırılmış kalplerin
duâsıyız biz
Hüseyin Akkaya
Her tanışmanın bir hikâyesi vardır dünyada ve bazı tanışmalar aslında
yalnızca yeryüzünde karşılaşmadır. Zamanla, mekânla ilgili değildir bu türden
aşinalıklar. Gözler değil, ruhlar tanır ve hatırlar birbirini. Hoca’mla
tanışıklığımın hikâyesi böyle sessiz ve dilsiz biraz da. Hüseyin Akkaya’nın
bendeki hikâyesinin hepsi bir cümle aslında: Ezelî bir tanışıklık, ebedî bir
muhabbet ve hürmet… Bizi yeryüzünde yakın kılan şiir de hüzün de teselli de
hatta ismimizin birbirine yakınlığı da bu cümlenin içinde.
Farz et yüzyıl yaşadın
yüz daha ekle ey cân
Yorumu yarım kalmış bir
rüyâ gibi hayat
Hüseyin Akkaya
Belki onun unuttuğu benim unutamayacağım siyah beyaz fotoğraflar var
şimdiden çerçeveleyip gönlümün duvarlarına astığım, zaman zaman önünde durup
“ah” dediğim. Sivas terminalinde serin bir gece vakti beni yolcu ediyor Hocam
fotoğraflardan birinde, hüzünlü bir tebessümle. Otobüs terminalden ayrılıncaya
kadar ayrılmıyor beklediği yerden ve otobüs hareket edince bir dost
samimiyetiyle, ağabey sevgisiyle, baba şefkatiyle el sallıyor. Hangi sebeple,
hangi ile gidiyorum hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey, seni terminale ben
bırakırım, ısrarı Hoca’mın. Bir başka fotoğrafta sabahın erken vaktinde kapıda
beni bekliyor. Seni ameliyata ben bırakacağım, cümlesi yürüyor kalbimin
üzerinde harf harf, kelime kelime. Yol boyu onun varlığını, yakınlığını bir dua
gibi hissediyorum. Bir başka fotoğrafta önce Divriği yolundayız, ardından bir
konakta ondan Yunus’u dinliyoruz, yanımızda İbrahim Yasak ağabey de var.
Eski öğrencilerinden Hüseyin Akkaya’yı dinlerken bazen kendimi nasipsiz
hissederim. Keşke Hocamla aynı sınıfta bulunsaydım, onun dersini dinleyen bir
öğrencisi de ben olsaydım, onun sorduğu sorulardan sınavlara girseydim, ondan
not alsaydım diye. Üniversite sıralarında onun rahle-i tedrisinde bulunmak
nasip olmadı belki, lakin ömrümün ortasından itibaren onun talebesi oldum. Son
nefesime kadar da ilim ve irfan yolunda onun talebesi olacağım. Böyle bir
bahtiyarlığa eriştim. Bu bana yeter.
Kardeşi, dostu, arkadaşı oldum. Hatta bazen evladı gibi hissettim
kendimi. Edebiyat, şiir dersi almadım ama hayat imtihanı için ondan insanın,
insanlığın, dünyanın en derin hâllerini öğrendim. Benden çok önce yürüdüğü
yollara ben henüz adım atıyorken ondan öğrendim hangi yol çakıllı, hangi yol
çalılarla kaplı, hangi yol yokuş…
Ne Kerbelâlar biter ne
Hüseyin tükenir
Hüseyin Akkaya
Her geçen gün biraz daha kuraklaşan bir coğrafyada beni şiire, insana,
hayata, dostluğa, ağabeyliğe inandıran birkaç isimden biri Hüseyin Akkaya.
İsminden kalbine, ruhuna düşen güzelliğin ve “ah”ın hüznü ile şehrin
kaldırımlarını arşınlıyor. Bazen bir gazel bazen kaside bazen bir mesnevi
ahengiyle adımlıyor ezberden bildiği sokakları. Yürüdüğü yollarda, oturduğu çay
ocaklarında, davet edildiği mekânlarda huzurun, hüznün, yalnızlığın
desenleriyle işlenmiş dizeler bırakıyor. Çarşıda, pazarda, dost meclisinde hep
hüseynî makamında konuşuyor. Kâh bir Sivas türküsü, kâh bir Yunus ilahisi tütse
bakışlarından yine de tebessümün sadaka olduğunu biliyor ve hesapsız dağıtıyor
aşinaya, bigâneye. Zaman zaman kalbinden, bakışlarından taşan Kerbela hüznünü
silmeye yetmiyor dünyalık telaşlar bile.
Aynalarda yaşamayı umarken, kırılmış aynalarda yüzünü arayan bir derviş.
Yıldız ışığında kayan sözlerin merhametli avcısı. Güneşlerin gittiği diyarların
hasretçisi. “Efendimiz” kelimesi geçtiğinde bir yerlerde, gözlerini kaçırırsa
bakmayın, susarsa sormayın. O artık gözyaşının bile sustuğu bir
makamdadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder