kırağı dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırağı dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2026 Cuma

ÇEKİL GİDEYİM HAYAT


Mustafa Oğuz

2009, Türk Edebiyatı dergisi

Günümüzde ebatından içeriğine farklı bir dergi yayınlanmaktadır Sivas’ta: Sühan. Gavur dostlarımız, yenge, oyuncak, istasyon, dede gibi konular üzerine yazılmış denemeleri yayınlayan bir deneme dergisi. İlk sayılarını saymazsak şiir de yayınlamıyor Sühan. (Dergi her ay Divan şiirinden güzel bir gazeli okurlarını sunduğunu eklemeliyim, ama bu, derginin şiir yayınladığı anlamına gelmiyor) Hüseyin Kaya, bu farklı dergiciliği devam ettirmeye çalışırken şair kimliğini taşımayı da sürdürüyor. Her ne kadar kendi dergisini şiire kapamış olsa da Dergah, Yitik Düşler, Kırağı gibi dergilerde yayınlanmış şiirleri Çekil Gideyim Hayat adıyla Lamure Yayınları tarafından yayınlandı. 
1975 doğumlu şair, kuşağını oluşturan diğer şairler gibi ilk kitabını yayınlamış oldu. Murat Soyak, Mustafa Uçurum, M. Ali Köseoğlu, Çağrı Gürel geçtiğimiz aylarda ilk kitaplarını yayınlamışlardı. Bu isimleri zikretmekteki amacım, Hüseyin Kaya ve diğer isimlerin bir birlerine yakın bir dil ve duyarlıkla şiirlerini oluşturmalarıdır. Hayat karşısındaki duruşları, eşyayı ve zamanı algılayışları, kendilerine bakışları ve şiir dilleri olarak bir benzerlikten söz edebiliriz. Tenhalayın Kalbimi diyen Mustafa Uçurum; Çekil Gideyim Hayat diyen Hüseyin Kaya aynı tavır içindeler. Dünya yaşamı ve nimetleri ile çok bir işleri yok. Hayatı saf dışı bırakmaya çalışan ve tenhalığa kaçmak isteyen şair, kendini yaşamdan ve zamandan soyutlamak istiyor. Bu toplumsal ortamda şairin dünyayla, zamanla ve insanla bir kavgası yok. İçe dönük bir şiirin peşinde. Cevat Akkanat, Çekil Gideyim Hayat ile ilgili olarak “Hüseyin Kaya şiirini ve bizi hayat dışına itiyor.” Tespitini yapıyor ki yerinde bir tespit. 1980 sonrası edilgen bir kimliğe sürüklenen bir toplumun bireyleriyiz. Edilgen ve pasif kimliklerle içimize doğru derinleşmeye çalışmak yüzyılımızın modası. (Hastalığı mı demeliydim yoksa.) “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak / Diye haykırsam kollarımı makas gibi açarak” diyen Necip Fazıl’ın aksiyonu, kavgası ve dinamizmi günümüz şairlerinde olmadığı gibi Hüseyin Kaya’da da yok. Olmalı mı? Toplum olarak yaşadığımız hayata bakınca böyle bir dinamizmi diri tutacak ortamın olmadığını görüyoruz. 
Kimi şairlerin ısrarla gündeme getirmeye çalıştığı “neoepik” şiir, işaret etmeye çalıştığım sosyal şartlardan dolayı ayağını yere basacak bir canlılığa erişemiyor.
Hüseyin Kaya’ya “Çekil Gideyim Hayat” dedirten ortamı bu şekilde gözlemledim ben. Çöl başlıklı şiirde Hüseyin Kaya’nın yukarıda belirttiğim gibi dünyayı algılayışı netleşiyor: “olsa ne olmasa ne bu masalın sonrası / hep aynı çöl ruhumdan cennetime dökülen / yeniden yaşasaydım, dediğim bir günüm yok / çekil gideyim hayat çekil gideyim senden”
Dünyayı ve hayatı bu denli elinin tersiyle iteleyen şair: “yeryüzünde gördüğüm hiçbir rüya yetmiyor / hayatı anlatmaya bir tek intihar kadar” dizesinde beni şaşırtacak bir tavır sergiliyor açıkçası: Hayatı anlatmaya yetecek bir tek intiharı görmesi. İntihara bu tür anlamlar yüklenmesinin psikolojisine girmeyeceğim. Hüseyin Alacatlı, Nazir Akalın gibi şairlerin intiharı şiirlerinde sık sık işlemelerini ve sonunda intihara sığınmalarını hatırlattı bu dize bana. Beni şaşırtan da bu ilişki oldu. Şu dizeyi Kaya’nın hayata bakışını özetleyen bir başka dize olarak not etmek gerekiyor: “sonu yok bir masalmış senin hayat dediğin”
Hayatı bir kenara koyan şair, hüzne bulanıyor ve dizelere hüznü yığıyor: “bir hüzün kıssasının ortasındayım yine” “hangi köşeden baksam rengi hüzündür aşkın” “meleklerle yazgıma hüzün serptiğim yeter” Bu tür hüzünle içli dışlı dizeler epeyce yer ediyor kitapta ve şiirlere “arabesk” bir hava getiriyor. Bu arabesk hava şairi acılarla, yalnızlıkla iç içe bir ortama taşıyor kaçınılmaz olarak. “çekilirken sessizce kalbimin doğusuna / doğrudur yıldızlara bakarak ağladığım” “ben seni ağlayarak gideceğim ülkemden” dizeleri bu arabeskleşen söylemin göstergeleri. 
Bir başka yerde “ben sandım ki bu yağmur yalnızca benim için / ve yalnız benim için gökyüzünde bulutlar” diyen şairin içe dönüklüğüne ve dünyayı yalnız paylaşımına dair ipuçları elde ediyoruz. Dünya tenhalığını ise “kuş uçmaz kervan geçmez kuytusunda ömrümün” dizelerinde ortaya koyuyor.
Şairin hayata küskünlüğünü, yalnızlığa sığınıp arabesk aşk duyguları dile getirdiğine dair örnekleri arttırabiliriz. Bu söylediklerimi Hüseyin Kaya’nın şiirini olumsuzlamak için söylemiyorum. Şiiri zaman, dil ve şair olarak ele alıp bir yere oturtmak istediğimizde ortaya çıkan resmi netleştirmeye çalışıyorum. Günümüz şiirine hakim olan bir durum bu. O açıdandır ki 80 şiiri sentetik bir şiir olmakla itham edildi. 80 öncesinin diri ve dinamik şiirinin ardından gelen şiir, toplumun yaşadığı ağır darbenin ardından suskunlaştı ve içine döndü. Bu durumun sorumlusu Hüseyin Kaya değil, Kenan Evren’dir. Kaderin cilvesine bakın ki şiiri sentetikleştiren veya öyle olmasında en âmil kişi olan Kenan Evren, bir deniz kasabasında resimle uğraşmaktadır.
Çekil Gideyim Hayat şairinden şiiri hayatı içinde daha merkezi bir yere konumlandırmasını ve dize sağlamlığına önem vererek ilk kitabıyla oluşturmaya başladığı dilini zenginleştirerek devam etmesini bekliyoruz. Dergisinden şiiri soyutlayan Hüseyin Kaya’nın –ki uzun zamandır şiirini de okuyamadık – şiirle olan hemhalliğini de merak ediyoruz. Bu merakımızı gidermek de Hüseyin Kaya’ya düşüyor.

5 Ocak 2024 Cuma

kırağı dergisi üzerine bir soruşturma - hüseyn kaya

 


konuşturan: turgay yıldırım


1. Kırağı dergisi niçin yayımlandı? Dönemi içerisinde hedefleri, iddiaları ve rolü neydi? Ve sizce bunların ne kadarını gerçekleştirebildi?

İlk sorunun cevabı yani derginin niçin yayımlandığı, benden ziyade derginin emekçisi isimlerde bilhassa Tayyip Atmaca'dadır diye düşünüyorum. Ben Kırağı dergisinin çıktığı yıllarda üniversite öğrencisiydim ve Tayyip Atmaca ile tanışmak seneler sonra nasip oldu. Bu soruda benim cevap verebileceğim derginin rolü ve gerçekleştirebildikleriyle sınırlı. Kırağı dergisi günümüz şiirinin bilhassa muhafazakar çevre içinde kurulu şiirin temel taşlarından biri diyebilirim. Dergide şiiri yahut şiire dair yazısı bulunan isimlere dikkatle bakıldığında günümüz şairlerinin ve hatta akademisyenlerinin, günümüz dergicilerinin çoğuna rastlamak mümkün olacaktır. Bu yönüyle Kırağı bu camiaya atılmış bir edebiyat tohumuydu diye düşünüyorum. Dergicilik ve yayıncılık anlayışıyla özgün bir duruşu vardı. Para ile satılmayan, okuruna posta pulu karşılığı gönderilen ve dönemin genç isimlerini mütevazı sayfalarında ağırlayan bir dergiydi Kırağı, köşe başını tutmuş büyük dergilere ürün gönderemeyen, gönderse de dönüş alamayan pek çok gencin ilk göz ağrısı, yolunu beklediği biricik dergisiydi. Yalnız dergi yayıncılığı değil kitap yayıncılığı da yaptı ve yine zamanın dar imkanlarıyla özgün kitaplar yayımladı.

Hedeflerinin ne kadarını gerçekleştirebildiği sorunuza gelecek olursak: Edebiyat dergileri çoğunlukla o dönemde bir mektep olabilmek amacını mutlaka taşırdı. İllaki Kırağı'nın da bu tarz bir niyeti vardır diye düşünüyorum ve bu mektepte ders gören çok isim oldu ancak son sınıfta açık liseye geçen günümüz lise öğrencileri gibi dergide yazan çoğu isim bu okuldan diploma almak yerine başka yerlerden diploma almaya yöneldiler. Belki bir süre daha devam etseydi Kırağı bu mektebin adı konulmuş olacaktı ama nasip olmadı. Bahsettiğim gibi o dönemde ücretsiz dergi yayımlamak ve okuruna bu dergiyi ulaştırmak bile büyük bir başarıydı.

2. Bir şiir dergisi olarak Kırağı’nın dayandığı ortak bir poetik tutum var mıydı yoksa dergi, şiire gönül veren her sanatçıya kapısı açık, çoğulcu bir sanat mahfili olmaya mı çalıştı?

Ortak poetik tutum ahlak ve gelenek boyutunda vardı. Hatta dergide, ismini mealen hatırlıyorum, Günümüz İslamcı Şairlerde Yenilik Adına Sapmalar başlıklı bir yazı da mevcuttu. Bu poetik olduğu kadar düşünsel bir tavırdı da aynı zamanda. Bunun dışında insanı, insani değerleri önceleyen bir tavrının olduğunu da biliyorum. Şiire gönül veren her sanatçıya, şiir üzerine sözü olan her kaleme sayfaları açıktı derginin ancak muhafazakar düşünceyi benimseyen kalemler daha yoğun olarak okuyor, ürün gönderiyordu diye düşünüyorum.

3. Edebiyatımızda taşra-merkez ilişkileri düşünüldüğünde Kırağı’nın yerini nasıl değerlendirirsiniz? Şiirin sözcülüğünü taşradan sürdürmek iddiası ve gayreti, o dönemin koşulları içerisinde nasıl bir anlam taşıyordu?

Edebiyatımızda "taşra" kendilerini "merkez" olarak nitelendiren grubun ortaya koyduğu yapay bir anlayış aslında. Yıllarca yayımlanmış yahut halen yayımlanmaya devam eden, kendisini "merkez"e koyan dergilere baktığımızda bu dergilere omuz veren isimlerin öncelikle "taşra" denilen bölgede var olduklarını görürüz. İkindi Yazıları, Kırağı, Sühan ve daha onlarca dergiyi, bu dergilerden filizlenen isimleri düşünelim, bir de büyük şehirlerde yayımlanan dergilerden tasını dolduran isimleri düşünelim...

Kırağı'nın yayımlandığı dönemde şiirin nabzı, edebiyatın nabzı büyük şehirlerdeki kurumsal dergiler kadar hatta daha canlı ve samimi Kırağı'da atıyordu. Elbette başka dergiler de vardı ama en kapsamlı olanı Kırağı idi.

Şu detay önemli idi: Bazen adresime başka şehirlerde yeni yayımlanmaya başlayan edebiyat dergileri gelirdi. Adresime nereden ulaştıklarını sorduğumda, Kırağı dergisinden, cevabını alırdım. Anadolu'da dergi ağabeyiydi de bu yönüyle Kırağı.

Kırağı, bir çılgınlık veya aşırı cesaret örneği değildi. Anadolu'da yayımlanan her dergi zaten özünde şiirin, denemenin, öykünün hülasa edebiyatın sözcülüğünü üstlenme düşüncesini de barındırır. Anadolu, diyerek daraltmayalım. Her edebiyat dergisi az çok "sözcülük" bilinciyle yayımlanmaya başlar.

4. Dergi kapatıldığında rolünü tamamlamış mıydı yoksa zorunlu sebeplerden ötürü erken bir veda mıydı yaşanan?

Derginin rolünü tamamladığını düşünmüyorum. Rolünü tamamlayarak kapanan dergiler çoğunlukla sayı bakımından üç haneli rakamlara ulaşmış dergilerdir. Zorunlu sebepler ve editör yorgunlukları bu tür dergilerin yayın hayatını bitirir. Zira derginin yükü dizgiden tashihe, poşetlenmesinden postaya verilmesine, bir en fazla birkaç kişi üzerinden yürür.

Kırağı'nın aslında yayına ara verip sonra bir süre daha yola devam etmesi sonraki dönemde yaşanacak vedanın zorunlu sebepler yüzünden olduğunun göstergesi diye düşünüyorum.

5. Sizce Kırağı dergisinden günümüz edebiyatına ve özellikle Türk şiirine kalanlar (isimler ve eserler) nelerdir? Bu yönüyle dergi sizin için ne ifade ediyor?

Hayli isim ve eser var aslında ancak bu isimlerin çoğu özgeçmişlerine Kırağı'yı dahil etmiyorlar günümüzde. Hatta Kırağı'nın bastığı şiir kitaplarını dahi zikretmeyen isimler biliyorum. Bu tavrı anlamak çok da mümkün değil.

Kırağı o zaman da önemli bir dergiydi benim için şimdi de çok önemli bir dergi. Zaman zaman açıp bakıyorum sayfalara. Samimiyet ve özgünlük, aradan geçen senelere rağmen yayımlandığı dönemki kadar canlı. Kırağı'dan sonra Kırağı'ya benzer dergiler çıktı ama hiçbirinde Kırağı'nın samimiyetini göremedim desem yeridir. Kendi yayımladığımız dergiler dışında "benim de dergimdi" diyebildiğim ender dergilerden Kırağı. Yine kendi dergilerimden sonra peş peşe şiirim yayımlanan ilk dergi. Her dergi ile duygusal bağ kurmak mümkün değil, belki gerek de yok buna ama benim için önemli bu bağ.


Turgay Yıldırım, Kırağı Dergisinin Sistematik Tahlili / Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı / Yüksek Lisans Tezi 2022